3 Ocak 2011 Pazartesi

Ev ve sofra faslı

Evimizde değişmeyen bir gelenek varsa o da her akşam saat sekizde herkesin sofrada oluşudur.  Özürlü çocuklarım zaten pek hareket etmedikleri için vakitlerinin büyük çoğunluğunu masa başında resim yaparak geçiriyorlar tabi bu yüzden zaten sofra mekanından ayrılmaları pek mümkün olmuyor fakat bu sizi yanıltmasın.  İkisi de Nurten’den türk gelenek ve göreneklerimizi sonuna kadar öğrendiler ve son derece terbiyeliler.  Ah bi de şu büyük oğlum olmasa.  O ise hep sofraya gecikeni, elinde telefonuyla masaya oturanı, terbiyesiz şakalar yapanı, ağzını sürekli bozanı oldu.  Neyse efendim, öyle ya da böyle bir şekilde ailecek sofraya oturuldu.  Nurten önce küçükler olmak üzere herkesin tabağına çorba dolduruyor, ben ise belli etmeden ailenin genel durumunu gözlerimle süzüyordum.  Küçük çocuklarımın bakışlarından pek bir şey anlamak mümkün değildi.  Nurten’in ise canı bir şeye sıkılmış gibiydi, ağzındaki baklayı er ya da geç çıkaracaktı elbet.  “Hadi bakalım zaman gösterir” diyerek kaşığımı elime alıp çorbamı yemeye koyuldum.  Çorba hafif sıcaktı, tam sevdiğim ısıda.  Fakat kekiğini Nurten bu sefer biraz bol koymuştu, tabi bunu ona belirtmekten çekinmedim.  Bizim ailenin bütün fertleri paylaşmanın ve lafını sakınmamanın en güçlü iletişim yolu olduğunu bilirler.  Birdenbire büyük oğlum Sedat küçüklerin kafasını birbirine vurup “hadi yiyişin” dedi.  Nurten olduğu gibi ayağı fırladı ve Sedat’a “ne yapıyorsun sen?!” diye çıkıştı.  Sedat ise pişkin pişkin gülmekten başka bir şey yapmıyordu.  Tavrını koymaktan çekinmeyen bir baba olarak olanları uzaktan, sert bakışlarla takip ediyordum.  Etrafı keskin bir idrar kokusu kapladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder